Arkamızdan Koşturan Hayali Atlılar

Öylesine hızlı yaşıyoruz ki; hayati ihtiyaçlarımızı bile “hızlı tüketim”in kurbanı edercesine saniyesinde gidermek istiyoruz. Bu durum aslında kontrolümüz dışında, sürekli gelişen teknoloji ile dayatılan bir durum da denebilir. Her yeni teknolojik gelişme sanki arkamızdan koşturan atlıların sayısını artırıyor.

Yapacağımız her şeyin o kadar hızlı gerçekleşmesi gerekiyor ki atalarımızın “Siz çok yanlış anlamışsınız gençler” diye haykırdığını duyar gibi olduğumuz “az zamanda çok işler başardık” sözünü en zaruri ihtiyaçlarımızı gidermede bile uygulamaya çalışıyoruz. Çünkü bize öyle geliyor ki sanki bütün dünya bir olmuş daha iyisini değil de daha hızlısını yapmaya çalışıyor. Sanki hızlı olmazsak, diğerlerinden geride kalacağız. Adeta hepimiz hızla koşan birer tavşan gibiyiz. Gerek özel hayatımız olsun gerek iş hayatımız, hıza o kadar kapılıyoruz ki çoğu zaman; anın farkında olmuyoruz, daha doğrusu AN’da kalamıyoruz.

Bilirsiniz tavşan ile kaplumbağanın hikayesini…

“Bir varmış bir yokmuş. Kendini çok beğenen bir tavşan varmış. Ben çok hızlıyım benden hızlı kimse koşamaz diye kendisini sürekli övüyormuş. Diğer hayvanların yanında hoplayıp zıplayıp ben çok hızlıyım var mı beni geçecek diye hava atıyormuş.” diye başlar hani.

Kimsenin yarışmaya tenezzül dahi etmediği tavşan ile sırf kendini çok beğenmiş tavırlarına sinir olduğu için yarışmaya karar veren kaplumbağa, tavşanı ne yapmış ne etmiş yenmiş. Tabii masaldan “kimseyi küçük görmemek” gerektiğiyle ilgili bir ders çıkarmak gerekiyor ama masalların somut olaylarla soyut dersler verme amacı ne yazık ki günümüzde kaybolmuş durumda çünkü verilen somut örnekleri birebir yaşıyoruz artık. Masaldaki tavşan gibi “Ben seni geçerim”ciler çalıştığımız yerlerde yok mu? Hele ki ortamda yeniysek gecemizi gündüzümüzü verip tavşanı geçip, bir madalyon bile alamadan, tebrik dahi edilmeden, boynumuz bükük bir şekilde devam etmiyor muyuz hepimiz?

Onu bunu ite kaka daha hızlı olma çabası bir bağımlılık gibi sanki. Zaten hepimizin içinde var “hep daha fazlasını isteme” arzusu. Hız olsun, başarı olsun, zirve olsun, yemek olsun, içmek olsun, hep dahasını isteyeceğiz; doğamızda var!

Kick Chess Piece Standing

Hepimiz bir masal dünyasındaymış gibi arkamızdan koşturan, kendimizin yarattığı hayali atlılardan dolayı gün içerisinde çoğu zaman ne hissettiğimizin farkına dahi varmıyoruz. Özellikle insan ilişkilerimiz başta olmak üzere, hayatımız ciddi derecede yüzeyselleşiyor. Bu yüzeysellik birçok noktada kendini gayet de belli ediyor esasında. Duygularımızı anlayamıyor ve doyasıya yaşayamıyoruz. Hayatın hızı ile birlikte karşılaştığımız olayların yoğunluğundan dolayı duygu değişimimiz de gün içinde oldukça fazla oluyor.  Boşuna duymuyoruz anne babamızdan: “Millet deliye hasret biz akıllıya! sözünü… Başkalaşıyoruz, kendimizden ödün veriyoruz, hatta bazen neyimizden ödün verdiğimizi bile bilmiyoruz.

İşte tam da bu sebeplerden dolayı psikolojik olarak sıkışmış ve bunalmış hissine kapılıyoruz ve bu his de mutsuzluğu beraberinde getiriyor. Halbuki bir durup nefes almaya, gerçekten ne hissettiğimizi anlayarak, kendimizi dinleyerek ve tüm bunları sindirerek yaşamaya ne kadar ihtiyacımız var…

Çalışma Hayatının Kısır Döngüsü

Person Wearing Round Black Analog Watch

Şüphesiz hepimiz günümüzün büyük bir kısmını çalışarak geçiriyoruz. Çalışanlar olarak teknolojinin getirdiği yeniliklerle birlikte yine çok kısa bir sürede birden çok işi yapabiliyor duruma geldik. A pardon, yeni çağa ayak uydurup hemen düzeltelim; MULTITASKING! Bu nedenle iş yerinde üzerimize düşen ve yapmamız gereken (üzerimize yığılan) tonla iş bulunuyor. Bu da iş hayatında gün içerisinde hızlı ve pratik olmayı gerektiriyor. Teknolojiyi nimet bilen ve kendini zeki sanan sevgili işverenlerimiz de 10 kişinin yapması gereken işi, az eleman, az para mantığı  ile 3 kişiye veriyor. İşleri standartlaştırarak, belli bir kalıba sokan ve insanların düşünerek yapması gereken işleri olabildiğince minimize eden teknoloji, yapılan işin farkındalığını da bazı kısımlarda azaltıyor. Bu noktada birçoğumuz yapmamız gereken işin üzerindeyken keyif almıyor, hatta tüm duygularımıza ket vururcasına hissiz bir şekilde bir an önce tamamlamaya bakıyor, daha doğrusu “bitse de gitsek” modunda çalışıyoruz. Az zamanda büyük işler yapmamızı isteyen işverenlerin uyguladığı baskı ile hepimizin bir haftası tam olarak şöyle geçiyor: Pazar miskinliğinin devam ettiği, sendromun alt üst ettiği lanet day pazartesi, sendromun artçı etkilerinin sürdüğü salı, “hafta ortası ha gayret” modunda olduğumuz çarşamba, “sık dişini bak hafta sonu ne planlar ne planlar” diye gün sonunu ettiğimiz perşembe, OH BE! FRI-YAY veee tabi ki de Saturday Night Fever! 🔥 Yalan diyen hemen şimdi yazıyı terk etsin😂

Durumumuz vahim a dostlar! Çalışma hayatı, sevdiğimiz iş olsun veya olmasın netice itibariyle doğ, büyü, çalış, öl döngüsündeki o çalış kısmı var ya işte yaşantımızın en verimli, en güzel ve en büyük kısmını işgal ediyor. Tüm bu bahsettiklerimiz de bize nur topu gibi stres; devamında uyku ve beslenme bozuklukluları, iletişimsizlik problemi, depresif haller olarak geri dönüyor. En önemlisi de dünyanın en pozitif insanıyken bir anda bakmışız ki etrafa saçtığımız negatif enerji sönmüş volkanı bile uyandıracak hale gelmiş. Bu durum iş arkadaşlarımız ve müşterilerimizle olan ilişkilerimizden tutun özel hayatımıza kadar her şeyi etkiliyor. Çalıştığımız ofiste bile kara bulutlar kaplıyor her yeri; e haliyle biz de ayaklarımızı sürüye sürüye gidiyoruz her gün işe…

Müjde! Atlılar, sadece kendi dünyanızda yarattığınız hayali karakterler

Painting of Horse Fine Art

Peki, hayatı bu kadar hızlı yaşamak zorunda mıyız?

Değiliz.

Albert Einstein’in çok güzel bir sözü var: “Ben gelecek için hiçbir endişe duymadım. O yeterince hızlı geliyor.” Madem bize bu kadar hızlı yaklaşan bir şey var, 5 dakika sonrası, 1 saat sonrası, yarını, 1 hafta, 1 ay, 1 sene, 15 sene sonrası, ne diye biz koşar adımlarla gidiyoruz? Bir yere mi yetişeceğiz?

Aslında hızımızı biraz olsun azaltıp AN’ı yakalayıp AN’da kalabildiğimizde hayattan daha çok keyif alacağız, farkındalığımız artacak ve elimizdeki şu nur topu gibi stres topunun ebadını da küçültmüş olacağız. Yavaşladığımız zaman olayları kavrayışımız, değerlendirme biçimimiz de değişecek haliyle. Aşırı hız kontrolü azaltır ve yanlış kararlar vermeye sebep olur. Tıpkı araba sürmek gibi. Hız arttıkça direksiyon hakimiyeti azalır ve kaza yapma riski artar. Yaptığınız kazadan sağ çıkma olasılığınız da yaptığınız hıza bağlı unutmayın!

Nitekim bir Japon atasözü de der ki: “Hızlı giden araba yana yuvarlanır.

Çözüm Ne?

Man Wearing White Shirt, Brown Shorts, and Green Backpack Standing on Hill

  • İş hayatında, iş yükünden dolayı hızı ne kadar da olsa düşüremesek de özel hayatımızda daha sakin ve yavaş yaşayabiliriz. Bu noktada sosyal medyadan uzak kendimize ve ailemize özel zamanlar, an’lar, anı’lar yaratmalıyız.
  • Doğa ile iç içe başlığına layık tüm yerleri araştırın mesela. Evinize en yakın olanla başlayabilirsiniz işe. Ekolojik tatil yapın; kendi meyvenizi sebzenizi yetiştirin, sağlıklı beslenin, erken kalkın; işe gitmek için değil, kuşların cıvıltısı eşliğinde güneşin doğuşunu izlemek için. Hızlandırılmış kurslar gibi aynı anda 10 farklı şeyi anlamak ve yerine getirmek gibi bir gayeniz olmadan hem de…
  • Çevrenizdeki kalabalık sizi yoruyor mu? Az ve öz mottosunu edinin. Hayatınızı minimalize etmeyi öğrenin. (Yazının devamı: “Ne Kadar Değil, Nasıl Yaşıyoruz?”)
  • Telefonunuzdaki gereksiz uygulamaları silerek kendinize büyük bir iyilik yapabilirsiniz. Sosyal medya ile gereğinden fazla haşır neşir iseniz, sizi şöyle alalım. “Sosyal Medya Detoksu
  • Duygularınızı anlayabileceğiniz, hayattan beklentileriniz ile bulunduğunuz noktayı değerlendirebileceğiniz, “Şu an hayatta neredeyim, ne noktadayım, ne yapıyorum, bulunduğum noktada mutlu muyum ya da kendimi buraya ait hissediyor muyum?” gibi sorular sorabileceğiniz, aslında kendinizin yarattığı hayatın akışı içinde sahip olduğunuz ama unuttuğunuz değerlere olan farkındalığınızı artırabileceğiniz AN’lar yaratın. Kısaca; kendinizi dinleyin.
  • En kısa zamanda (YARIN) 1 gün boyunca hiçbir şey yapmayın. Sadece canınızın istediği şeyleri yapın, kendinize hediye edin ama onun dışında hiçbir şey yapmadan 24 saat geçirin: Beatrice Alemagna’nın “Hiçbir Şey Yapmama Günü” kitabını okuyun, buna izin veriyoruz.😂Şaka bir yana, kitapta öyle bir bölüm var ki, aşık olunacak cinsten:

“Beatrice Alemagna’nın bu ödüllü çocuk kitabında oyun oynadığı tablet suya düşen çocuk tabletsiz kalıp da yapacak işi kalmayınca önce çok üzülür. Sonra mecburiyetten etrafı ile ilgilenmeye başlar ve salyangozları, mantarları, anneannesinin kilerini hatırlatan rutubet kokusunu fark eder. Tohumları, tanecikleri, taşları, kökleri ile toprağı fark eder; toprak ona tüm zenginliği ile bir hazine gibi gelir. Çevresine yeni bir gözle bakmaya başlayan çocuk günün geri kalanında hiçbir şey yapmadan, “sadece olmanın” keyfini çıkarır. Eve dönünce tüm gördüklerini, yaşadıklarını annesine anlatmak ister ama vazgeçer. Onun yerine sadece karşılıklı oturup sıcak çikolata içerler. Çünkü böylesi daha güzeldir.” 😌

Bokeh Photography of Hand

Farkındalık ve kendini dinleyebilmek, bu kısır döngü olarak gördüğünüz durumdan kendinizi çekip çıkarmanıza yardımcı olacak iki şey. Öylesine değil, günü kurtarmak amacıyla hiç değil. Bile isteye, farkında olarak yaşayın hayatı. Her daim iç sesinize kulak verin. İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış; kime göre, neye göre? Kendinizi ve çevrenizdekileri dinlemeyi öğrenin, iyi gözlem yapın ve etrafınızda gelişen olaylara bir yerlere yetişme uğruna kayıtsız kalmayın. AN’ın içinde olun, bırakın evvel zaman içinde oluşturduğunuz hayali karakterler koşturup dursun arkanızdan. Hayat akıp giderken, sürüklenmeyi değil, durmayı öğrenin; nerede olursanız olun, 5 duyunuzla orada olmaya çalışın.

Hayatın ne kadar farkındayız ve hayatı ne kadar farkında yaşıyoruz? Bu yazıyı okudunuz, çıkış yapmak ya da bir sonraki yazıya geçmek yerine biraz durup düşünebilir, sorunun cevabını bulana dek kendinize biraz zaman tanıyabilirsiniz. Farkındalığınızı artırmak için yapabileceklerinizi düşünün ve uygulamaya koyun.

Konu hakkında beyin fırtınası yaptığım Ajans Kriter ekibimizden İrem’e teşekkürler☺️

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: