Sahi, Sen Kimsin?

Bazen kendinizi öyle değersiz hissedersiniz ki, aklınıza intihardan başka bir düşünce gelmez. Dibe batmışsınızdır, çıkış yoktur, ne yaparsanız yapın hiçbir şey düzelmeyecektir. Hiçbir şey düşünmemek, hissetmemek isterseniz. Tek çare varlığınızın bu dünyadan silinmesidir. Eminim, zaman zaman hepimiz bu düşüncelerin kıyısında dolaşmış hatta belki de içine dalmışızdır.

Aslında hiç de böyle değil! Değersiz değilsiniz, dibe batmış hiç değilsiniz; bu yalnızca bir süreç. Her şey gibi bu da geçici. Sadece farkına varmak gerek. Bu yazıyı da farkındalık için yazdım!

Doğduğu andan itibaren toplum tarafından baskılanan, ailesinden, okul arkadaşlarından, öğretmenlerinden, iş arkadaşlarından, patronlarından, erkek arkadaşından hatta kocasından, psikolojik şiddet görüp intihara sürüklenen kadınlar için yazdım. Yalnızlık korkusuyla acıya bağımlı olmayalım diye.

Chess Piece

Evet, bağımlılık… İnsanoğlu hep bir şeylere bağımlıdır, bir şeylere inanmak ister. Bu doğamızda var. Kalıtsal bilinçaltı bu aslında. Ait olma, bağlanma hissi o kadar ilkel ki. Yüzlerce yıl öncesinde atalarımız kabileler halinde yaşamak istemiş bir şeylerin parçası olmak için, hayatta kalma içgüdüsüyle bir bütün olup, topluluk oluşturmuşlar. Düşünsenize vahşi hayvanların, sert iklim koşullarının olduğu o dönemde yalnız kalmak da intihar demek değil miydi? İşte bundan geliyor insanlığın yalnız kalma korkusu.

Hele ki toplumun kadınlara uyguladığı baskıyı düşününce, kadınlar erkeklere göre çok daha bağımlı hale geliyorlar. Bunu kadınları aşağılamak için yazmıyorum, aksine bir kadın olarak nelere katlandığımızı vurgulamaya çalışıyorum. Neredeyse fi tarihinden beri dünyanın her yerinde her alanda kadınlar psikolojik şiddete maruz kalıyor. Yasaklar listesiyle dünyaya geliyoruz; ‘şu saatte dışarı çıkılmaz, etekle öyle oturulmaz, kız dediğin evinde oturur çalışmaz, o renk oje sürülmez, kız dediğin çok konuşmaz…’

Man Walking on Floor

Baskıyı İçselleştirmeyin

Toplumun kadın kimliğine dayattığı normların altında eziliyoruz. Ailemizi, akrabalarımızı, sevgilimizi, patronumuzu, eşimizi memnun etmek için gerçek kimliğimizi gizleyip, bu normların etrafında şekillendiriyoruz karakterimizi. Hatta bazen baskıyı içselleştirip, baskının farkına varmıyoruz. Sevgilimiz dekoltemize karıştığında, bunu onu memnun etmek için değil de, kendi istediğimiz için yapıyormuş gibi düşünmeye zorluyoruz zihnimizi. İşte bu noktada kendimizden ödün verip, benliğimizin dışına çıkıyoruz yani baskıyı içselleştirmiş oluyoruz.

Ben de yaptım bunu, bağımlı oldum, ezildim, özgüvenimi kaybettim, intiharı düşündüm. Ancak sonra gerçekten güçlü bir kadın olduğumu anladım. Peki neydi bana bunu yaşatan? Adını aşk sandığım bir bağımlılıktan fazlası değildi. Evet, bağımlılıktı. Yalnız kalmaktan korktum, sevilmek istedim, hayatımda biri olsun istedim. Yanlış anlamayın, sevilmeyi istemek, bir yol arkadaşı istemek değil; beni, bizi bağımlı kılan. Yalnız kalma korkusuydu; aslında hiç de yalnız olmadığımın farkına varamamaktı. Yalnız kalmamak adına, şiddete, hakaretlere, değersizleştirilmeye göz yummamdı. Kendime saygımı kaybetmemdi bağımlılık.  Yanlış olduğunu bile bile, onun beni tüketmesine, beni, benliğimden ayırmasına izin vermemdi.

Shallow Focus Photo of Blonde-haired Woman

Bazen bir akıl tutulması yaşarsınız, bütün uyarı işaretlerine rağmen gerçeği görmekte zorlanırsınız. İşte tam olarak böyle bir dönemdi. Onun, dünyaya karşı olan nefreti benim pozitif enerjimi almıştı, bunu geç fark ettim. Tipik depresyon belirtileri yaşarken buldum kendimi. Bilirsiniz, kimseyle konuşmazsınız, dışarı çıkmak istemezsiniz falan. Dünyanın en çirkin kadını sizsiniz, en başarısız çalışanı da sizsiniz, kimse sizi sevmiyor, sizi neden sevsinler bir ucubesiniz! Bu düşünceler döner durur kafanızda. Böyle düşünüyordum işte! Sonra durup düşündüm, ben kimim? Gerçekten bir ucube miyim ben? Hayır tabi ki değilim. Peki, beni bu hale getiren, kafamda bu düşünceleri oluşturan, bana böyle hissettiren ne?

Yalnız Değilsiniz!

Düşündüm ve fark ettim ki; ben bir erkeğin bana yüklediği anlamlardan çok daha fazlasıyım. Onun beni aşağılamasına izin vermemeliyim. Çünkü bunu hak etmiyorum. Yalnızlıktan mı korkuyorum dedim gerçekten? Bunun için mi bu kadar ezilmeye katlanıyorum? Bunun için mi benliğimin parça parça yok olmasına izin veriyorum? Yalnız olan ben değilim ki, ondan ayrıldığımda yalnız kalacak olan da ben değilim.

Woman Standing on Dock

Kadınlar, erkeklere göre sosyal çevreleriyle daha derin ilişkiler kurarlar. Bu, kadının duygusal yoğunluğundan kaynaklı. Kadın, tüm çevresiyle samimiyken, erkek sınırlı bir sosyal çevreyle yüzeysel iletişim halindedir. Bu nedenle kadın, ayrıldıktan sonra arkadaşlarına sığınır, paylaşır, rahatlar. Erkekse yalnız atlatır, yalnız başa çıkar. Eğer başa çıkabilmek zorunda kalacağı hisleri varsa tabi. Doğalarımız gereği farklıyız işte. Yani anlayacağınız ben kaybetmem, o kaybeder dedim! Sonra da tabiri caizse dizginleri elime aldım. O depresif mutsuz halimden sıyrıldım. Önce onu hayatımdan çıkardım. Hissettiğim hafifliği tarif etmem mümkün değil. Oysa hayatınızda biri varken stresli değil de mutlu hissetmeniz gerekir. Sonuçta aşk, insanın içini huzurla doldurur. O gittiğinde huzura kavuşmuş olmam bile anlatmıyor mu her şeyi? Kendimi kitaplara, filmlere, belgesellere verdim. Bir şeyler yaptıkça daha güçlü hissettim. Arkadaşlarımla vakit geçirdim, spora başladım, beslenme düzenimi değiştirdim. Özetle, yenilendim!

“Hayır” Demeyi Öğrenin

Bir kırılma noktasıydı bu benim hayatımda. Kendimi tanımak istememdi. Sevgilimin bana verdiklerinden çok daha değerli olduğumu anlamamdı. ‘Ben kimim?’ Diye sormamla başladı her şey. Şimdi de sana soruyorum bu soruyu.

Sahi sen kimsin?

Başkaları tarafından değer görmek, sevilmek uğruna onların istekleriyle yaşayan sen misin?  ‘Hayır’ diyemediği için istemediği birçok şeyi yapmak zorunda kalan mısın sen? Arkadaşlarının, ailesinin, sevgilisinin gözünde ‘var olmak’ adına çabalayan sen misin, onlardan gördüğü en ufak negatif bir reaksiyonda yıkılıp bir ‘hiç’ gibi hisseden de sensin öyleyse.

Lady in Beach Silhouette during Daytime Photography

Ama bu doğru değil, sen bir ‘hiç’ değilsin.  Sen sınırsız potansiyele sahipsin. Kendini tanıma gücünü elinde bulunduransın sen. Peki sen kimsin? Kendini nasıl tanıyacaksın?

Önce düşün. İsteklerine karar ver, sınırlarını çiz, arzularını keşfet. Kendine sor, ben kimim, ne olmak istiyorum, ne oldum, nasıl insanlardan hoşlanırım, nasıl insanlar beni huzursuz eder? Ben ne yapmak istiyorum?

‘Ben’ bilincine var. Önemli olan senin isteklerin başkalarının değil. Senin düşüncelerin önemli, senin hissettiklerin. İşte bunu yaptığında, ‘ben‘ bilincine varıp, kendi kararlarını verebildiğinde gerçekten güçlü bir insana dönüşüyorsun.

‘Hayır’ demeyi öğren. İnan bu kelime sana inanılmaz bir motivasyon sağlayacak. ‘Hayır’ ile isteklerinin farkına varıyorsun, sonrasında da istemediğin bir şeyi yapmamış olmanın verdiği hazza erişiyorsun. Tam bu noktada ‘özgüven’ devreye giriyor işte. ‘Hayır’ dedikçe özgüvenin artıyor. Sonrasında da bastırılmış gerçek benliğin ortaya çıkıyor.

Ve bu süreç tamamlandığında, ben bilinci ortaya çıktığında gerçekten “Ben güçlüyüm!” diyebiliyorsun. Kendini sevmeye başlıyorsun, o değersizlik duygusu kendini bir huzura bırakıyor. Hak ettiğinin de bu zaten.

Unutma;

Sen her şeyden daha değerlisin!

Yazar: Buse Ürgir
Ajans Kriter Ekibi

Sahi, Sen Kimsin?” için bir yorum

Kendininkini ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: