Etiketlerin Savaşı

Güllerin savaşı gibi bir giriş oldu ama bilhassa blog yazılarında etkili bir giriş yapmak artık farz oldu tabiri caizse.

Hepimizin birbirimize taktığı ya da kendi kendimize yakıştırdığımız etiketlerimiz var. Bu durum bebeğinden en yaşlısına kadar geçerli. Bebek daha 1 aylıkken bile huysuz, hiperaktif, yaramaz gibi etiketler yapıştırıyoruz. Doktor, öğretmen, avukat, mühendis, mimar, hakim, şarkıcı, sanatkar, ressam, şoför gibi mesleki etiketlerin yanı sıra bir de ekonomik durumlarımızı belli edercesine zengin, çulsuz, öğrenci, emekli yakıştırmaları yapıyoruz. Hayatımızın her saniyesinde bir etiket yarışıdır almış başını gidiyor.

Sanki benim etiketim senin etiketini yer dercesine mesleki bilgilerimizle düellolara çıkıyoruz. Hatta bazen sırf galip gelelim diye sallamasyonlara kadar ilerletiyoruz işi. Hayatında iki kez eline gitarı almış adam kendine gitarist; 2 kez şiir yazmış insan şarkı sözü yazarı; 2 güzel fotoğraf çekti diye fotoğrafçı etiketini yapıştırıyor. Peki ya neden 2000 değil de 2? İş aslında sadece sayılara da bakmıyor, etiketimiz olmadığı zaman kendimizi yarım hissediyoruz, sanki hiçbir işe yaramıyor gibi. Halbuki sadece insan olabilmeyi başarmak varken. Tabii ya günümüzün en zor zanaati, insan olmak. Bunca üzüntünün sıkıntının arasında olup da hala insan kalabilmek…

Etiketsiz olsaydık nasıl olurdu peki? Bir otele rezervasyon yaptırırken Prof. Dr. ya da ünlü şarkıcı filanca bey/hanım şeklinde etiketleri kullanmasak? Yeni bir ortama girip hiç alanınızdan olmayan yeni insanlarla tanıştığınızda yeni şeyler öğrenmek için “Casper” rolüne bürünmek yerine ben filanca okulunda müdür yardımcısıyım ya da filanca fakültesinde doçent doktorum diyerek konuşmaya başlamak çok da ufkunuzu açacak bir durum değil. Az biraz egoizm tohumları az biraz da ‘ben bu hayatta bir şey oldum’ mesajını verme isteği.

Bu hayatta hepimiz bir şeyler olmanın peşinde koştururken insanlığımızdan vazgeçtiğimiz, çıkarlarımızın ön plana çıktığı durumlara düşüyoruz; çoğu zaman da istemeden ve farkında olmadan. En kötüsü de hayatın güzelliklerini kaçırmak. “Backpacker-sırt çantalı” gezginler, bütün parasını yeni yerler görmek ve yeni insanlarla tanışmak için harcarken onları küçümsemeyin. Hatta imkanınız varsa ve illa bir etiketiniz olacaksa “bu hayatta sadece insan oldum” diyerek yola çıkın ve dünyayı keşfedin. Ruhunuzu beslemenin, her şeyin özünde önce insan olduğunuzu sürekli hatırlamanın en kestirme yolu bu.

Etiketsiz olmak demişken, sahi buna karar vermek bile bence büyük bir adım. Hayatta illa da bir şey olmanızı isteyenlere “ben insanım” diyebilme yetisini kazanmak için ‘ben merkezli’ alışkanlıklarınızdan kurtulmanız lazım.

Bana kalırsa bu etiket savaşı uzar da gider… Belki bu yazının bir devamı da gelebilir; etrafımdaki etiketlerin beni kızdırmasına bağlı biraz da 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: